• gecenin duvar yazısı

    2943.
    gecenin duvar yazısı
    3 -2 ... dunyavatandasi
  • suriye nin vatandaşlarını geri çağırması

    23.
    suriye nin vatandaşlarını geri çağırması
    2 ... dunyavatandasi
  • sait faik in süt hikayesi

    3.
    Süt
    Senelerden beri yapmadığım şeyi yaptım: Süt içtim. Dükkânın içinde su buharı,
    süt kokusu, insanı ağlatıp uyutacak, kırk sene evvelki bir beşik hatırasına
    kadar sürüklüyordu... Evet, senelerden beri ne erken uyanmış, ne de süt
    içmiştim. işe sütle başlıyorduk. Ne haristi parmaklarımız anamızın göğsünde. O
    ne dişsiz bir canavar ağzı idi memedeki. Hiç hatırlamıyoruz o günleri. O süte
    ağlayan gözlerimizin bulanık, hiç görmediği dünyayı...
    Sütle başlayan şarapla bitirdiğimiz günler bu sabah ta ilk çığlığımdan, ilk
    açıklamamdan beri olup bittiler. Onlardan hiçbir şey kalmadı. Hepsi bu saati, bu
    sabahı sütçü dükkânına girdiğim dakikaya kadar getirip kapıdan ayrıldılar. ilk
    çığlığım, beşiğim, anamın sütü, aşkım, kinim, kendimi bilişim, şarap, rakı,
    kumar, kadın, şehvet, bir dostla geçirdiğim güzel gün, o süt için ağlayan
    bilmediğim, hiç bilmeyeceğim çocuk:
    "işte seni burada bırakıyoruz. Süt mü içmek istiyordun? Poh! Biz sütten bıktık.
    Ne adammışsın? Yazık! Haydi Allahaısmarladık. Mademki şu dükkândan içeriye
    girdin. Her şey bitti aramızda..."
    Dönüp:
    "Defolun!" diye bağırdım. Rüzgârın içinde birbirini ezer-cesine kaçıştılar.
    Sütçü dükkânına yeni doğmuş gibi girdim. içimden bir nara atmak geçiyordu. Sanki
    yeni bir hayata başlıyordum. Şimdi böyle her sabah yeniden doğmuş gibi taze
    uyanacak, burnumda o sıcak, köpüklü süt damlasının kokusunu, damarlarımda yumuşak, beyaz bir
    rüya nezlesi gibi dolaştırıp yine burnuma getirecek, hapşıracağım. Anamdan
    emdiğim süt burnumdan gelecek. Ekmeği, bir sütçü dükkânının köpürmüş inek
    sütüyle dolu kâsesine doğrayacağım. Yepyeni günler başlayacak. Süt kokulu bir
    dünyaya erişeceğim. Genzimi yakan yanmış zeytin-yağ kokularından uzak sulh ve
    hürriyet içinde bir sütlü dünyada kırk iki sene sonra da yeniden doğmuşçasına
    yaşayacağım.
    Ellerim çatlak, rengim toprak rengi, mağrur ve hür; bu sefer beşikteki canavarı
    yenmiş, ama yenerken sakalı da ağarmış bir insan çanağımdaki köpüklü sütü emer
    gibi içeceğim.
    Dışarıda yağmur yağıyor. Ben hâlâ sütçü dükkânındayım. Tarihimi atmış, rahatım.
    Artık geride özleyeceğim hiçbir şey yok. Bütün bunları bana bir çanak süt etti.
    Bu ne biçim, ne görülmedik bir kazma imiş ki her penceresinden ışık fışkıran
    kocaman hatıralar konağını yıktı.
    Dışarıda yağmur yağıyor. Yağsın bakalım! Ne zamana kadar yağabilir. Hatırıma bir
    mısra geliyor:
    "Hiç böyleliğin görmemişiz fasl-ı baharın"
    işte o zaman mısralardan, beyitlerden, romanlardan ve kitaplardan kurtulmam
    lazım geldiğim düşündüm. Yeni bir dünyaya başlıyordum. Yepyeni şiirler isterdim.
    Yeni romanlar okumalı, yeni resimler seyretmeli, yazmak için yeniden bir başka
    Türkçe öğrenmeliydim. Yeni hisleri, yeni düşünceleri, yeni kitapları arayıp
    bulmalıydım. Sütçü dükkânından çıkar çıkmaz demir kapıdan girerken kovduklarım
    yeniden etrafımı mı alacaklardı? Yine hep birlikte kötü huylarımıza,
    itiyatlarımıza mı dönecektik? Süt kokusu geçmiş zamanla gelecek günlerin
    zincirinde bir halka bile değil miydi? Sokağa ve yağmura karıştığım dakikada
    yanımdan kaçışanlarla buluşup, "Şu sütçü dükkânında ne budalaydım. Siz bana
    haber vermiştiniz ya! Kusura bakmayın! insan ara sıra böyle oluyor, aldırmayın,
    affedin." "Sizi de gücendirdim değil mi?" diyecektim.
    Sütçü, "Bir bardak daha vereyim mi?" dedi. Bir süt daha içtim. Hayır, artık
    deminki tesirini yapamıyordu.
    Yağmurun içindeki her günkü dünya: "Hadi çabuk ol. Yeter artık. Gel buraya.
    Bizimle beraber olman lazım. Böyle biteviye sütçü dükkânında kalıp, yeniden
    doğmuş numarasıyla oturamazsın. Seni bekliyoruz. Alıp götüreceğiz. Her şey,
    bütün insanlar seni bekliyor. Onların arasında oynadığın oyunu bitirmeye
    mecbursun. Yeniden doğulmaz. Doğsan bile n'olacak? Seni iki senede, iki senede
    değil, iki günde aynı insan ederiz. Aynı kendini düşünen, aynı haris, aynı
    kıskanç, aynı kötü huylu, aynı sarhoş, aynı budala oluverirsin. Seni aynıhastalıkla yıkmak için elimizde her şey var. Hem canım sen nasıl bir dünya
    istiyorsun? Görülmemiş, işitilmemiş, tadılmamış, yazılmamış, yaşanmamış... Olur
    mu böyle şey? Hadi gel. Dön her günkü hayatına. Akşam artık süt içmeyeceksin.
    Sana halis, içine su ile ispirto karıştırılmış pekmez içireceğiz. Öylesine
    hayattan hoşnut olacaksın ki şimdiki gibi elle tutulamayan, gözle görülemeyen,
    yalnız işte böyle ara sıra sezeceğin ümitlerle yapılmamış ama belli, göze
    görünür şarapla başlayan yalancı kahramanlıklarla dolu ümitleri bulunca
    karşında, sabahki halinden utanacaksın.
    Yarın sabah yine her sabahki gibi ağzın küflü, yapış yapış, bezgin uyandıracağız
    seni."
    Dükkânın içindeki köpürmüş süt kokusu duvarlardan rutubet gibi akıyordu şimdi.
    Şapkamı başıma attım. Sokağa fırladım. Defolun diye bağırdıklarım buhranı geçmiş
    bir hastanın yanına yaklaşan doktorlar, hastabakıcılar, gardiyanlar gibi
    temkinli, usturuplu yanıma yaklaştılar. Kollarıma girdiler. Omzumu sıvadılar,
    sonra birdenbire yakama yapıştılar. Birden her günkü hayatın deli gömleğini
    sırtımda düğümlenmiş buldum.
    Ah, iki bardak süt, sen bana neler ettin.
    Yedigün, (42), 1 Ocak 1949
    2 ... dunyavatandasi
  • gecenin şiiri

    12261.
    Dünyanın En Tuhaf Mahluku

    Akrep gibisin kardeşim,
    korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
    Serçe gibisin kardeşim,
    serçenin telaşı içindesin.
    Midye gibisin kardeşim,
    midye gibi kapalı, rahat.
    Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
    Bir değil,
    beş değil,
    yüz milyonlarlasın maalesef.
    Koyun gibisin kardeşim,
    gocuklu celep kaldırınca sopasını
    sürüye katılıverirsin hemen
    ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
    Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
    hani şu derya içre olup
    deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
    Ve bu dünyada, bu zulüm
    senin sayende.
    Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
    ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
    kabahat senin,
    - demeğe de dilim varmıyor ama -
    kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

    Nazım hikmet
    2 ... dunyavatandasi
  • kitap tavsiyesi

    26.
    Aylak adam-yusuf atılgan
    Yılkı atı-abbas sayar
    işte deniz maria-ferit edgü
    Üç istanbul-mithat cemal kuntay
    Kaplumbağalar-fakir baykurt
    Sinekli bakkal-halide edip adıvar
    Zorba-nicos kazancakis
    Beni asla bırakma-kazio ishiguro
    Allah'ın garibi-nicos kazancakis
    Memleketimden insan manzaraları-nazım hikmet
    Sevgili arsız ölüm-latife tekin.
    4 ... dunyavatandasi
  • kırklareli nin plakasının 40 olmaması

    37.
    Şüphesiz Kırklareli'ye yapılan büyük bir ayıptır.
    4 -1 ... dunyavatandasi
  • hangi yazar gözünde nasıl canlanıyor

    584.
    hangi yazar gözünde nasıl canlanıyor
    (bkz: alkolik oldum)
    11 -1 ... dunyavatandasi
  • yalnız başına ölmek

    5.
    Bir de benim gibi yalnız yaşayıp yalnız ölenler var o daha vahim. Ölürken zaten yalnızsın önemli olan yalnız yaşamamak.
    4 -1 ... dunyavatandasi
  • beş sevim apartmanı

    3.
    Mine söğüt'ün ilk romanı. Fantastik anlatımın Türk edebiyatındaki en başarılı örneklerinden biri. Mutlaka okunmalı
    3 ... dunyavatandasi
  • halkımızın dolandırılmaya müsait olması

    3.
    (bkz: sülün osman)
    2 ... dunyavatandasi
  • yazarlar kelebek olsalardı konacakları yerler

    2.
    Biz bu şansla anca güve kelebeği olurduk.
    2 ... dunyavatandasi
  • sevilmeyen hitap şekilleri

    394.
    (bkz: bayan)
    (bkz: aşkım) özelllikle çocuklara söylenmesi
    5 ... dunyavatandasi
  • sacma sapan konusan adam

    22.
    Neden hala silik yemediğini anlamadığım yazarımsı.

    Modlar göreve!
    2 -4 ... dunyavatandasi
  • bizim soyumuz araplar ile birdir azerilerle değil

    10.
    (bkz: entry nick uyumu)
    4 ... dunyavatandasi
  • peygamberin evine yemeğe davet edilmeden gitmeyin

    7.
    Hicâb (perde, örtü) âyeti diye anılan 53. âyet ile onu takip eden iki âyetin gelmesine sebep olarak iki olay nakledilmektedir. Bunlardan birincisine göre Hz. Peygamber’in kayınpederi de olan Hz. Ömer, “Evinize iyiler de kötüler de girip çıkıyor, eşlerine perde arkasında olmalarını söyleseniz!” deyip duruyordu, sonunda hicâb âyeti nâzil oldu. En detaylı bir şekilde olayın şahidi Enes b. Mâlik tarafından anlatılan ikinci olay, Hz. Peygamber’in Zeyneb ile evlendiği günün akşamında verdiği düğün yemeği ile ilgilidir. Yemek yendikten sonra davetliler kendi aralarında sohbete dalmışlar, yeni evlileri bir türlü baş başa bırakmamışlardı. Hz. Peygamber birkaç kere dışarı çıkıp girerek rahatsız olduğunu bildirmek istediyse de fayda vermedi, bilhassa sona kalan üç kişi oldukça geç vakitte kalkıp gitti, Resûlullah tam yatak odasına girmek üzere idi ki bu âyet vahyedildi (Buhârî, “Tefsîr”, 33/8). Âyette, kuşkusuz beşerî ilişkiler ve muaşeret kuralları bakımından diğer müslümanlar için de aydınlatıcı olan şu hükümlere yer verilmiştir: a) Hz. Peygamber’in evine, davet edilmeden yemek maksadıyla girmek yasaklanmıştır. b) Yemeğe gelenlerin erken gelip yemeğin hazırlanmasını evin içinde bekleyerek hâne halkını rahatsız etmemeleri istenmiştir. c) Yemek yendikten sonra davetlilerin kendi aralarında sohbete dalıp evde gereğinden fazla kalmaları menedilmiştir. Burada Hz. Peygamber’in rahatsız bile olsa bunu sineye çekerek insanları incitmekten geri durduğuna; yani onun güzel ahlâkına, utanıp çekinen kişiliğine, nezaket ve zarafetine de dikkat çekilmiştir. d) Peygamber eşlerinin her türlü şaibeden, münafıklarla kendini bilmezlerin dedikodu malzemesi olmaktan uzak kalmalarını sağlamak maksadıyla bundan böyle yabancılarla hep perde arkasından görüşüp konuşmaları emredilmiştir. e) Hz. Peygamber’i üzmek ve kendisinin bırakmasından veya vefatından sonra eşleriyle evlenmek müminlere haram kılınmıştır. 57-58. âyetlerde Resûlullah’ı üzme yasağına müminleri üzmek de eklenmiş, bunları üzenin Allah’ı üzmüş olacaklarına işaret edilmiş ve üzenleri bekleyen korkunç âkıbet haber verilmiştir.
    5 ... dunyavatandasi
  • 25 milyon kürt türkiye de rahatsız anlıyor musunuz

    31.
    Rahatsız olan çıksın kasıyor.
    2 ... dunyavatandasi
  • günün şiiri

    2767.
    DOST BiLDiKLERiM

    Sanırdım gündüzdü onlarla gecem
    içimde ümitti dost bildiklerim.
    Ne zaman yıkılıp yere düştüysem
    Bırakıp da gitti dost bildiklerim.

    Hepsi varken baharımda, yazımda;
    Kışın bir burukluk kaldı ağzımda,
    Seneler senesi oysa gözümde
    Cihana eşitti dost bildiklerim.

    Nerede o sözlere kandığım günler?
    Her gülen yüzü dost sandığım günler;
    Acıdan kahrolup yandığım günler
    Ta canıma yetti dost bildiklerim.

    Meydana çıkalı asıl çehreler
    Aydınlanmaz oldu artık geceler
    Yalanlar tükendi, indi maskeler
    Birer birer bitti dost bildiklerim.

    Korkar oldum bana "dostum" diyenden
    Yoksa yok olandan,varsa yiyenden
    Ne onlardan eser kaldı ne benden
    Beni benden etti dost bildiklerim.

    Ümit Yaşar OĞUZCAN
    3 ... dunyavatandasi
  • can alıcı şiir dizeleri

    1852.
    Gözümüz kapılarda kaldıkça
    Daralır içimiz,
    Gitsek kırarız korkusu
    kalsak rahat değiliz.

    (bkz: şükrü erbaş)
    2 -1 ... dunyavatandasi
  • e devlet miras sorgulama hizmeti

    13.
    (bkz: buralar karışacak vaziyet alın)
    5 ... dunyavatandasi
  • gecenin gündüzden tek farkı karanlık olması

    2.
    Ama bütün sırrı bozdun.
    4 ... dunyavatandasi
  • yeni şeyler getiriyorum